Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
Yaz aylarının vazgeçilmezi dondurmanın, ”açıkta mı pakette mi satışa sunulmasının” güvenilir olduğuna ilişkin uzmanlar farklı görüş savunuyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üretilen ürünlerin Türkiye’deki gıda mevzuatlarına uygun olmasının yeterli olduğunu söyledi.
Boyacıoğlu, ”Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, belirli periyotlarda gıdalardan numuneler alıp denetleme yapıyor ve aranılan şey o ürünün mevzuata uygun olup olmadığıdır. Paket dondurmalarda genellikle süt tozu kullanılıyor. Bu ürün standart kalitede ürün ele etmek için kullanılıyor ve zararı olmayan aksine zor elde edilen pahalı bir besindir” diye konuştu.
Türk Diyetisyenler Derneği İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan ise her zaman için paket dondurmaların daha güvenilir olduğunu savundu.
Alphan, ”Paket dondurmalar el değmeden üretiliyor ve bu tip gıdalarda bozulma daha hızlı olduğu için paket içerisinde satılması daha güvenli oluyor. Üzerinde etiketleri bulunan dondurmalarda hangi katkı maddelerinin ne kadar kullanıldığını bilebiliyoruz. Bu da tükettiğimiz ürünü tanımamızı sağlıyor” dedi.
Prof. Dr. Alphan, dondurmalarda katkı maddesi kullanımının gereksiz olduğunu belirterek, ”Dondurularak sunulan bir gıda için koruyucu katkı yapmak gereksiz. Dondurmak, en iyi koruma yöntemlerindendir. Katkı maddelerini her ürün için ve her zaman reddediyoruz” diye konuştu.
Süt yerine krema kullanılarak yapılan dondurmaların aşırı tüketilmesi durumunda ciddi rahatsızlıklara sebep olabileceğini belirten Alphan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Süt kullanılarak yapılan ürünler protein, kalsiyum ve benzeri besin ögeleri bulunduğu için değerli oluyor. Ancak krema ile üretilen dondurmalar sıkça tüketilirse bugün çok konuşulan obezite, diyabet ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini de arttırır. Kremada doymuş yağ oranı yüksek olduğu için aşırı tüketimini önermiyoruz. Kullanılan diğer maddeler Tarım ve Köyişleri Bakanlığının izni olan maddelerdir ama yine de tüketiciler güvenilirliği yüksek olan firmaları tercih etmelidir.”
-MUHAFAZANIN ÖNEMİ-
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Keservuran, paket dondurmalarda kullanılan katkı maddeleri yüzünden tavsiye edilmemesi gerektiğini savundu.
Keservuran, raflarda görülen ürünlere belirli bir raf ömrü verebilmek için birtakım gıda katkı maddeleri kullanıldığını, bunlardan bazılarının fazla bir miktarda kullanımının zararlı olduğunu belirterek, ”Biz mümkün olduğu kadar ev yapımına yakın, üreticilerin kendilerinin yaptığı, daha az katkı maddesi ekledikleri dondurmaları, yani külah dondurmaları tercih etmeliyiz” diye konuştu.
Dondurmaların saklanma koşullarının da önemli olduğunu kaydeden Keservuran, paketli olmasına rağmen kapı önlerinde, dolaplarda muhafaza edilen dondurmaların güneş ısısına maruz kaldığını, bunun da bozulmaya ve bakteri oluşumuna ortam hazırladığını belirtti.
Keservuran, ”Sütten yapılmış dondurma, bir bardak sütte olan kalsiyuma yakın değerde bulunuyor. Bu yüzden çocuklarımıza korkmadan yedirebileceğiz eğlenceli bir besin kaynağıdır. Yıllardır mahallelerimizde bulunan dondurmacılar gibi güvenilirliğini bildiğimiz yerlerde üretilen dondurmaları öneriyoruz” dedi.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
İsrailli araştırmacılar, HIV bulaşmış hücreleri laboratuvar ortamında yok etmeyi başardı.
İsrail’in Haaretz gazetesi, Küdus Üniversitesi’nden araştırmacıların peptid bazlı tedavi ile HIV bulaşmış hücrelerin kendi kendini yok etmesini sağladığını duyurdu.
Araştırmaya imza atanlardan Abraham Loyter, “hedef alınan” hücrelerin 2 haftada tekrar oluşmadığını, dolayısıyla bu hücrelerin yok olduğu sonucunun çıkarılabileceğini belirtti.
Bilim adamları, “AIDS Research and Therapy” dergisinde yayımlanan makalede, çalışmalarının HIV’e karşı yeni genel tedavi yöntemi geliştirilmesi umudunu yarattığını vurguladı.
Günümüzde uygulanan AİDS tedavilerinde, HIV bulaşmış hücreler sadece baskılanıyor, yok edilemiyor.
Amerikalı bilim adamları temmuzda, hastalığın çok geç ve hastanın artık iyileşemeyeceği kadar ilerlemiş evrelerinde, bazı hastaların bünyesinin hastalığa karşı bir bağışıklık sistemi proteini ürettiğini belirlemişti.
Bu keşif de nihayet bir AIDS aşısının geliştirilebileceği umudu yaratmıştı.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
Neurobiofeedback Derneği Başkanı Dr. Tanju Sürmeli, insan beynindeki elektrik akımının değiştirilebileceğinin kanıtlandığını belirterek, sistemin beyine ürettiği elektrik akımını değiştirmeyi öğretmekten oluştuğunu bildirdi.
Sürmeli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sistemle ilgili çalışmaların ilk olarak 1958 yılında NASA’da başladığını belirterek, ”İnsan beyninin elektrik akımı ürettiğini biliyoruz. Beyindeki elektrik akımının değiştirilebileceği kanıtlandı. Bununla ilgili küçük bir alet kullanılıyor. Neurofeedback yani sinir geri bildirimi, diğer manada beyine ürettiği elektrik akımını değiştirmeyi öğretmek. Bu tedavi yöntemini ilk olarak 2001 yılında Amerika’dan döndüğümde Türkiye’de uygulamaya başladım” dedi.
Beyindeki elektriksel akım kayıtlarını bir analiz sistemiyle incelediklerini kaydeden Sürmeli, bu yöntemle bir çocukta dikkat eksikliği, hiperaktivite hastalığı, öğrenme güçlüğü, kafasına darbe almışsa beynindeki elektrik akımlarının değişip değişmediğini ayırt ettiklerini, yüzde 95 doğruluk payının olduğunu bildirdi.
Tedaviyi uygularken saçla derinin arasına küçük sensörler yerleştirdiklerini anlatan Sürmeli, şöyle konuştu:
”Diyelim ki dikkat bölgesinde, normalden daha fazla alfa dediğimiz dalgada bir artış olmuş ya da teta dediğimiz dalgada bir artış olmuş. Bunlar yavaş beyin dalgaları. O bölgede olmasını istemiyoruz ama beyin bunu bilmeden fazla miktarda üretiyor. Oraya küçük bir sensör yerleştirip, kendi beyin dalgasını neurofeedback dediğimiz bir aletle bilgisayar ekranına yansıtıp, kendi beyin dalgasını, beyne izletip, çocuğa kendi beyin dalgası oyun şekline dönüştürülüyor. Kendi beyin dalgasını 3 boyutlu bir oyunda izlerken, dikkatini verdiği zaman teta ve alfa dalgaları düşmeye başlıyor, çünkü bunlar dikkati bozuyor. Onun yerine dikkatle ilgili beta dediğimiz dalgalarda bir artış oluyor. Çünkü beyinde birisi yüksekse diğeri az. Sağlıksız dalgayı azaltırsanız sağlıklı dalganın artması gerekiyor. Bundan yararlanarak, çocuk oyuna başlıyor. Dikkatini iyi verirse, oyun devam ediyor, dikkatini veremezse oyun duruyor. Oyunu devam ettirdiği zaman da beyine ödül verilmesi lazım. ‘İyi yaptın’ diye bir müzik tonu devamlı gelmeye başlıyor. Dikkatini vermediği zaman bu müzik tonu susuyor, oyun da duruyor ve beyine bu şekilde 30 dakikalık bir seans tamamlatılmaya çalışılıyor. Bu ortam 40 seans sürebiliyor. Bazen de 2 ya da 3 katına kadar çıkabiliyor. Günde 2 seanslık bir çalışma yapabiliyoruz. Bize tedavi amaçlı gelenlerden, çocuklardaki dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğünde hemen hemen herkes memnun kalıyor.”
-SİSTEM ZEKA GERİLİĞİNİ GİDERMEDE BAŞARILI-
Dr. Tanju Sürmeli, özellikle zeka geriliği olan çocuklarda, bu uygulama öncesi zekalarını ölçtüklerini, tedaviden sonra zekalarında büyük oranda artış tespit ettiklerini belirtti.
”Zeka geriliği olan çocuklarda bu yöntemi uyguladıktan sonra zekalarını ölçtüğümüzde, zekalarında anlamlı olarak 23 vakadan 19′unda önemli derecede bir artış gördük” diyen Sürmeli, şöyle konuştu:
”Beynimizde dikkat, konsantrasyon ve öğrenmeyle ilgili merkezler bu elektriksel akımlarla işlem yapıyor. Çocuklarda özellikle dikkat eksikliğinde, problem düzeyinde olabilir, hastalık düzeyinde olabilir. Çocuklar bazen düştüklerinde kafalarına darbe alıyor, bu çarpmaların daha önce düşmelerin önemsiz olduğunu öğrenmiştik ama teknolojiyi uygulamaya başladıktan sonra beyindeki elektrik akımında değişiklikler olduğunu, bu değişikliklerin de özellikle dikkat, konsantrasyon, motivasyon, sabırla ilgili merkezlerde olduğunu, çarpmaların buralarda elektriksel akımlarda değişimler yarattığını görüyoruz. Çocukların bunlara bağlı olarak dikkat, konsantrasyon ve öğrenme zorlukları çektiğini görüyoruz. Biz bunları neurofeedback dediğimiz tedavi yöntemine aldığımız zaman önemli derecede yararlandıklarını görüyoruz. Tabii ki tıpta hiçbir şey yüzde yüz değil ama bu grupta yüzde 75, yüzde 80 civarında başarılı sonuçlar alıyoruz.”
Tedavi sürecinde kesinlikle hastaya elektrik verilmediğini kaydeden Sürmeli, ”Bu yöntemde, beyin koşullandırıldığı için istenilmeyen bölgesini değiştirmeyi bilgisayar ekranına bakarak öğreniyor. Kendi beyin dalgasını bir bar olarak düşündüğünüzde, kendi beyin dalgası diyelim 10 santimlik bir bar halinde, bunu azaltmasını öğreteceğiz. Dikkatini verdiği zaman bu bar azalmaya başlar, çünkü sağlıksız dalgalar azalmaya başlar” dedi.
-19 YAŞINA KADAR AYAĞINI SÜRÜYEN GENÇ İYİLEŞTİ-
Bir hastasının çocukluk döneminde camdan düştüğü için 19 yaşına kadar ayağını sürükleyerek yürüdüğünü anlatan Sürmeli, ”Üniversite çağında genç bir kişi, üniversiteye yazılmış, fakat motivasyonu çok düşük, okumayı sevmiyor, dikkatini vermekte çok zorlanıyordu. Bu genç şu an ayağını sürümüyor. Yani 9 aylıktan, 19 yaşa kadar ayağını sürüyen, hiçbir fiziki tedavinin de faydası olmamış ya da diğer yöntemlerin hiçbirinin faydası olmamış. Biz beynindeki elektrik akım değişkenliklerini normale getirmeyi öğretince, bu yürümedeki zorluğu çok kısa bir sürede ortadan kalktı. Bununla birlikte konuşmasında, dikkatinde, okumasında, okul başarısında çok güzel başarılar oldu. Şu ana kadar 12 bin hasta bize geldi, 5 binden fazla hastaya bu yöntemi uyguladık” şeklinde konuştu.
-KISKANÇLIĞA DA İYİ GELİYOR-
Neurofeedback sistemiyle birçok ailenin yıkılmasının da önlendiğini belirten Sürmeli, şunları kaydetti:
”Bir bayan veya bir erkek kendisinin çok kıskanç olduğunu söylüyor ya da aşk, ‘ben ona da aşığım, buna da aşığım’ diyenler var. Karar veremeyenler var. Bunların beyinlerine baktığımızda elektriksel akımlarında normalden sapmalar gördük. Özellikle sol beyinden sağ beyine ya da sağ beyinden sol beyine, elektrik akımı geçişleri, eşit değil, düzensiz, tıkanıklık var. Onun için de beyin tek düze düşünmeye başlıyor, kendini aşık hissediyor ya da mutlaka takip etmesi lazım. 5 dakika da bir arayıp ‘ne yapıyorsun’ , ‘beni aldatıyor musun’ diye sorgulaması lazım. Bu hastalarda da beynin ön orta kısmında bir bölgede elektrik akımı bozuklukları var. Bunları biz düzenli hale getirmeyi öğrettiğimiz de o kişiler tamamen farklı birisi haline döndüler. Sağlıksız şekildeki davranışlarını bıraktılar. Aşk konusunda da tedaviden sonra kendisi için neyin doğru olacağına rahat karar veriliyor. Tedaviden sonra neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendi beyni ona söylemeye başlıyor. Eğer beyinlerdeki elektrik akımını düzenlersek, bugün birçok yuva boşu boşuna yıkılmamış olur.”
-ADLİ SUÇLAR ÖNLENEBİLİR-
Bu sistemle ağır ceza gerektiren suçların da önlenebileceğini anlatan Tanju Sürmeli, ”Adli suçlar olayında da Amerika ve Kanada da ağır derecede cezai işlerden dolayı mahkumlar cezalarını doldurup hapishaneden çıktıktan sonra tekrar geriye dönme hızlarının yüzde 80 olduğunu görüyorlar. Bu kişilere uyguladığımız yöntemi uyguladıklarında bu oranın yüzde 20′ye düştüğünü görüyorlar. Beyinde özellikle suç işleyenlerin elektrik akımında düzensizlikler var” diye konuştu.
Epilepsi (Sara), şizofren, alzheimer, migren, iktidarsızlık gibi hastalıklarda da bu yöntemle başarı sağlandığını dile getiren Sürmeli, tedaviden sonraki gelişmeleri şöyle anlattı:
”Şizofren hastaları, gerçekle gerçek olmayanı ayırt edemiyor, görüntüler görüyor, kulağına sesler geliyor, bu hastalıkta puanlamalar var. Bu puanlamalarda yüzde 20 azalttığı görülüyor. Şizofreni hastalarının uykularını düzenleyebiliyoruz, kendi kendilerini konuşmalarının durduğunu görüyoruz. Şüpheciliklerinin azaldığını ya da kaybolduğunu görüyoruz. Kulağına gelen seslerin tamamen kesildiği bir çok hastamız var.
Alzheimer hastalığında da elektrik akımı bozuklukları var. Bunları aynı yöntemle düzenleyip başarılı olduğumuz vakalar var. Hastalığı yavaşlatıyoruz. İktidarsızlıkla ilgili, hastalarımızda da beyindeki elektrik akımını düzenlediğimizde bunların da düzeldiğini gördük.
Migren hastalarında da beyindeki elektrik akımlarında bozukluklar olduğu ortaya çıktı. Genel de migren tedavisinde yıllarca ilaç kullanan hastaların, çok kısa bir sürede ilaçları kullanmasına gerek kalmadığını görüyoruz. Uyku bozukluklarının da bu sistemle giderildiğini biliyoruz.”
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
Dünyaca ünlü yüz plastik cerrahı ABD’li Prof. Dr. Jonathan Sykes, dünyanın en güzellerinin Angelina Jolie ile Halle Berry olduğunu, erkeklerde George Clooney’in ise çekiciliğiyle ilk sırada yer aldığını söyledi.
Avrupa Yüz Plastik Cerrahi Akademisi’nin 33′üncü toplantısı Antalya’nın Belek beldesinde devam ediyor. Bir çok ülkeden 400′e yakın yüz plastik cerrahının izlediği kongrenin onur konuğu ise, NBA’de Sacramento Kings takımında oynarken travma geçiren milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu’nu burnundan ameliyat ederek hem nefes almasını sağlayan, hem de şekil bozukluğunu gideren ABD’li dünyaca ünlü yüz plastik cerrahı Prof. Dr. Jonathan Sykes oldu.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010

Sibel Can, ilk eşi Hakan Ural’dan olan kızı Melisa’yı aldığı aşırı kiloları nedeniyle bir zayıflama kampına göndermişti. Melisa 2 haftada 9.5 kilo birden vermiş, sağlığı bozulmuştu. Sibel Can, Melisa’ya bir şey olur korkusuyla kızını kamptan çağırmıştı. Melisa verdiği kiloları geri aldı. Posta gazetesinin haberine göre, Sibel Can birkaç gün önce kızı Melisa’yı psikoloğa götürüp zayıflaması yönünde ikna etmek istedi. Ancak beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Melisa Ural, annesi Sibel Can’a “Anne sen kendine baksana. Gazetelerdeki fotoğraflarını görmüyor musun? Kostümlerine sığmıyorsun.” diye bağırdı. Bu sözler karşısında şaşıran Sibel Can hala kızı Melisa’yı zayıflaması için ikna etmeye çalışıyor.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
Ak Parti Grup Başkanvekili Suat, Kılıç Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’ya konuştu:
Ne zaman referandum ve seçim konuşulsa Ak Parti çok yoğun nabız tutuyor anketler yaptırıyor ve muhakkak önünüze günlük raporlar geliyordur diye tahmin ediyorum şu anda ‘evet’ ‘hayır’ olarak ne bekliyorsunuz sandıktan?
Biz kendi kitlemizi veya yeni anayasaya evet demeye hazırlığındaki milyonları çok fazla rehavete sürüklememek açısından rakam telaffuz etmemeye özen gösteriyoruz. Ancak makas bir eşik olarak ifade edebilirim, ‘evet’ ile ‘hayır’ arasındaki fark artık tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıldı. Ama buna rağmen sanki kampanya süreci yeni başlamış gibi biz ‘evet’ kampanyamızı devam ettiriyoruz, çünkü burada gözettiğimiz bir husus var, CHP haklı olmayan nedenlerle yeni anayasaya itiraz ediyor, MHP haklı olmayan nedenlerle yeni anayasaya itiraz ediyor, dolayısıyla bu partilerin sözcülerine bakarak ‘hayır’ oyu vermeyi düşünenlerde elbette ki olacaktır bizim bütün gayretimiz şu oranı önemsiyoruz, evetlerin hayırları geçmesini değil sadece oransal olarak da önemsiyoruz çünkü anayasalar toplumsal sözleşmelerdir anayasalar bir partinin oy veren seçmen kitlesini değil toplumun tamamını bağlayan metinlerdir dolayısıyla ne kadar yüksek bir kabul oyuyla yeni anayasa kabul edilecek olursa bunu Türkiye’nin demokrasisi Türkiye’de hukukun üstünlüğü anlayışı Türkiye’nin hukuku açısından önemli bir kriter olarak değerlendiriyoruz dediğim gibi makas bir hayli açılmış durumda ama rakam telaffuz etmek istemiyorum.
Kılıçdaroğlu’nun sandıktan hayır çıkması durumunda olup biteceklere dair çeşitli görüşleri var: ‘’13 Eylül sabahından itibaren AK Partide bir köşk krizi başlayacak, Cumhurbaşkanlığı süresinin ne kadar olacağı, yeni Cumhurbaşkanın kim olacağı tartışılacak’’ diyor. Siz ne öngörüyorsunuz? Eğer sandıktan evet çıkarsa CHP’de neler olur?
Sayın Kılıçdaroğlu Ak Parti’nin içerisine dikkatini bu kadar çok yoğunlaştırmasa CHP’nin içi hakkında köşeli yorumlar yapmayı tercih etmezdim. Kamuoyu araştırmaları ‘evet’ ile ‘hayır’ arasında çok belirgin bir fark olduğunu gösteriyor. Deyim yerinde ise Anayasaya ‘evet’ oyları aldı başını gidiyor. Ama bunlar kesinlikle sadece AK Parti’nin oyları değil bunun altını çizerek ifade etmek lazım. 2007 milletvekili seçimlerinde Ak Parti’nin oy oranı %47 oldu. Yine 2007 yılında yapılan ‘cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin mi, seçilmesin mi?’ halk oylamasında ‘evet’ oyları % 69’u aşıp %70’e ulaştı. Dolayısıyla AK Parti’nin oylarıyla referandumdaki ‘evet’ oyları arasında 2007 yılında 22 puanlık bir fark oluştu. O nedenle 12 Eylül Pazar günü Anayasaya gelecek ‘evet’ oyları kesinlikle sadece AK Parti’nin oyları olmayacak. AK Parti’nin başarısı ya da zaferi de olmayacak. AK Parti, CHP, MHP, SP, BBP, DP ya da diğer irili ufaklı partiler içerisinden demokrasiye inanmış milyonların başarısı olacak. ‘Evet’ oyları aldı başını gidiyor, Sayın Kılıçdaroğlu mezarlığı gördü ve mezarlığı gördüğü için daha içine girmeden ıslık çalmaya başladı. Kendi korkusunu bastırmak için, kendi arkasında dönen dolapları sindirebilmek için, kendi liderliği üzerinde bugünden başlayan tartışmaları sona erdirebilmek için çok yakışıksız bir şekilde ‘’12 Eylül Pazardan itibaren AK Parti içerisinde kimin Cumhurbaşkanı olacağına ilişkin bir tartışma başlayacak’’ diyor. Kılıçdaroğlu, bu noktada aradığını AK Parti’nin içinde bulamaz. Şundan dolayı bulamaz: 2007 yılında Cumhurbaşkanı olma fırsatı Sayın Erdoğan’ın önünde olduğu halde hiç düşünmeden, tartışmadan, değerlendirmeden, kendisini Cumhurbaşkanlığının büyüsüne kaptırmadan, köşk hevesiyle aklını karıştırmadan Sayın Başbakanımız o makama Dış İşleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül’ü layık gördü. ‘’Sizin de kabulünüz bu ise adayımız Abdullah Gül’dür’’ deme fedakârlığını ortaya koydu. Hatırlayın Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sorulmuştu: ‘’ Tayyip Erdoğan aday olur mu, olmaz mı? ‘’ diye. Sayın Demirel’in cevabı çok manidardı: ‘’Hiçbir fani Cumhurbaşkanı olma fırsatını ayağına gelmişken geri çevirmez.’’ Bir fani o fırsatı geri çevirdi, o faninin adı Recep Tayip Erdoğan. Dolayısıyla Sayın Erdoğan ile Sayın Gül arasında Cumhurbaşkanlığı seçimine dayalı olarak, sonrasında kimin başbakan olacağına dayalı olarak, herhangi bir kabine revizyonuna dayalı olarak asla hır gür çıkmaz. Kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanı artık AK Parti’li değildir. Reisi Cumhur milletin birliğini temsil eder. Ben, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresi sona erdikten sonra yeniden aktif siyasete dönme iradesi ve isteği içerisinde olacağını da zannetmiyorum. O nedenle AK Parti’de ne referandumdan sonra, ne 2011 seçimlerinden sonra, ne de 2012 ya da 2014’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir post kavgası yaşanmaz. Bizde koltuk kavgası olmaz. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nu şimdiden uyarıyorum, kendi partisi içindeki muhalifleri 13 Eylül sabahını iple çekiyor. Eğer bir post kavgası yaşanacaksa bu CHP’nin içinde yaşanacak. Bunu gördüğü için başka partilere laf atıp duruyor.
Kılıçdaroğlu liderlik sınavını 12 Eylül referandumu ile verecek. Kılıçdaroğlu’nun performansını nasıl buluyorsunuz? Baykal’la kıyaslarsanız Kılıçdaroğlu AK Parti’yi daha mı fazla zorluyor?
Bence Sayın Baykal çok daha tutarlı söylemleri olan bir siyasetçiydi. Bu anlamda CHP’deki liderlik değişimi AK Parti açısından kayıp değil kazançtır. Çünkü Sayın Baykal’da çok önemli bir özellik olarak fikri tutarlılık görülür. Deniz Bey 4–5 senede bir söylem değiştiriyordu, Anadolu solu demişse bundan vazgeçmesi en az 4–5 yılını alabilmekteydi. Oysa Sayın Kılıçdaroğlu gün içerisinde söylev değiştirebiliyor. Mesela Tunceli’ye gitti genel af çağrısında bulundu, Ankara’ya geldi genel af çağrısı ile PKK’yı, BDP’ yi, TİKO’yu(?), tecavüzcüyü, katili kast etmedim diyerek genel af kavramının içini tamamen boşaltmış oldu. Sabah Tunceli’de konuştuğunu, akşam Ankara’da inkâr edebiliyor. Biz kendisine ifade ettik zaten AK Parti iş başında olduğu sürece Türkiye’de bir genel af kesinlikle çıkmayacak. Diğer taraftan üç gün önce ‘’türbanlı kızlar yeniden üniversitelere girebilsin’’ dedi. Daha dün İstanbul’da ‘rahibeler gibi giyinmek istiyorsan evet’ şeklinde bir cümleyi içeren, ortasında Sayın Kılıçdaroğlu’nun resminin olduğu CHP afişleri billboardlara asıldı. Rahibe gibi giyinmek dediği nedir; işte tesettürlü, türbanlı kızların kıyafetleri, bir taraftan meydanlarda sandıktan hayır oyu çıkarsa ‘kızlar ben sizin üniversiteye girmenizi sağlayacağım’ diyor, diğer taraftan İstanbul’daki billboardlarda satır arasında ‘rahibe gibi giyinmeye evet’ diyor. İstanbul’da Belediye Başkan adayıyken çarşaflılara rozeti bizzat takıyor, bir ay sonra Mersin’de çarşafların sokak ortasında parçalanmasına kayıtsız kalıyor, ses vermiyor, tepki göstermiyor. AK Parti’nin meselesi türban değil, bizim meselemiz çarşaf değil, biz başörtüsü meselesine de bir özgürlük meselesi olarak bakıyoruz. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sabahtan akşama, akşamdan sabaha, gün içinde birkaç kez değişen yaklaşımları kesinlikle Türkiye’de liderlik yapabilecek bir siyasetçide olması gereken bir vasıf değildir. Bu afişin hesabını versin türbanlı kadınlara.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Müslüman kadınların rahibe gibi giyinmesi için evet” yazılı afişler için suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
Kendi resmi ile birlikte bu yazının yer aldığı afişleri kendilerinin hazırlamadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Bizim bu kadar afiş asacak paramız da yok” dedi.
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır mitinginde söz konusu afişi eleştirmişti
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
Muğla’nın Datça ilçesinde bu yıl beşincisi düzenlenen “Uluslararası Datça Sinema ve Kültür Festivali”, Türk sinemasının ünlü ismi Türkan Şoray’ın onur konuğu olarak katıldığı gala ile başladı. Datça’da 191 yıllık tarihi Mehmet Ali Ağa Konağı’nda gerçekleştirilen galaya katılan ünlü sanatçı, Yılmaz Güney ile hiç film çevirmediğini belirterek, “Bu benim için çok acıdır. Eğer onunla bir film çevirme imkanım olsaydı eminim ona aşık olurdum” dedi.
Datça’da 9 Eylül’e kadar devam edecek Uluslararası Datça Sinema ve Kültür Festivali 191 yıllık tarihi konakta yapılan gala ile başladı. Datça’daki etkinlikler çerçevesinde Gala’ya onur konuğu olarak katılan Türk sinemasının unutulmaz ismi Türkan Şoray, Yılmaz Güney ile hiç film çeviremediğini ve bunun kendisi için büyük acı olduğunu söyledi. Konak önünde Datça Belediye Belediye Başkanı Şener Tokcan tarafından karşılanan Türkan Şoray, Datça’da aldığı elbisesi ile katıldığı galaya damgasını vurdu. Galaya katılanlar ile tek tek sohbet eden Şoray, Yılmaz Güney hayranı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sinema benim hayatımın bir parçası. Bu tür etkinlikler gerçekten beni mutlu ediyor. Bugün de böyle bir etkinlikte bir aradayız. Program çerçevesinde Yılmaz Güney’in ‘Sürü’ isimli filmi bulunuyor. Yılmaz Güney, bana göre sinemanın mucidi idi. Onunla ilgili başka ne söylenebilir ki? Yılmaz Güney ile hiç film çeviremedim. Bu benim için çok acıdır. Eğer onunla en azından bir film çevirmiş olsaydım ona aşık olurdum.”
DATÇA SANATLA İÇ İÇE OLACAK
Galada bir konuşma yapan Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan, bu tür etkinliklere devam edeceklerini ifade ederek, “Datça sanat ile her zaman iç içe olacak. Elimizden geldiği kadar bu tür etkinlikleri yapmaya devam edeceğiz. Desteği olan herkese teşekkür ederim” dedi. 191 yıllık tarihi yapının avlusunda gerçekleşen galaya Aytaç Arman, Eşref Kolçak, film yönetmeni Fatih Yakın ile çok sayıda davetli katıldı. Gala konuşmalar ve ödül töreni ile devam etti.
Yazar: LoopuS in: ● 03/09/2010
A Milli Futbol Takımı, Euro 2012 elemeleri ilk maçında deplasmanda karşı karşıya geldiği Kazakistan’ı 24′te Arda ve 26. dakikada Hamit’in golleriyle iki dakikada bitirdi.
Milliler, 75. dakikada Nihat’ın attığı golle Kazakistan’a son vuruşu yaptı ve 3-0′lık skorla şampiyonaya galibiyetle başladı.
Yazar: LoopuS in: ● 02/09/2010

Chat servisinden yararlanabilmek icin Java programinin bilgisayarinizda kurulu olmasi gereklidir, kurulu degilse indirip kurabilirsiniz.